İsrail seçim sonuçları açıklandı! Ne gibi sırlar barındırıyor? Dört kritik detay gün yüzüne çıktı

İsrail’de yapılan seçimlerin sonuçları netleşti. Ortaya çıkan durum, Başbakan Netanyahu’ya olan desteğin ülke genelinde eşit biçimde dağılmadığını gösterdi.

Veriler, İsrail seçmeninin savaş, güvenlik politikaları ve iç siyasi tartışmalar karşısındaki tercihlerine ışık tutarken, Netanyahu’nun siyasi tabanındaki değişimleri de gözler önüne serdi.

Peki, savaşın en derin etkilerini hisseden bölgelerde seçmenler neden Likud’a destek vermeye devam etti? Ülkenin en zengin şehirlerinde iktidar koalisyonunun oyları neden azaldı? Arap seçmenlerin katılımındaki dikkate değer artış ve dini-muhafazakâr kesimin oy tercihleri nasıl bir tablo oluşturdu?

İşte İsrail seçimlerinin derinliklerinde gizlenen dört önemli sonuç…

1- SAVAŞIN EN FAZLA ETKİLEDİĞİ BÖLGELERDE LİKUD DESTEĞİ DEVAM ETTİ

Seçim sonuçlarının en ilgi çekici yönlerinden biri, Gazze ve Lübnan sınırına yakın bölgelerde yaşayan seçmenlerin tercihleri oldu. 7 Ekim 2023’te Hamas tarafından gerçekleştirilen saldırı ve sonrasında yaşanan çatışmalar nedeniyle ciddi güvenlik tehditleriyle karşılaşan bu bölgelerde geleneksel siyasi eğilimlerin büyük oranda korunduğu görüldü.

Lübnan sınırına yakın Kiryat Shmona ve Sderot kentlerinde Netanyahu’nun liderliğindeki Likud Partisi, güçlü konumunu devam ettirdi. Uzun süreli çatışmalar, tahliyeler ve güvenlik tehditlerinin sıkça gündeme geldiği bu yerlerde iktidar partisine verilen desteğin sürmesi dikkat çekiciydi.

Likud’un üstünlüğü sadece büyük şehirlerle sınırlı kalmadı. Lübnan sınırındaki pek çok küçük yerleşim yerinde de parti önemli bir oy oranı elde etti. Aylardır güvenlik kaygıları nedeniyle evlerinden ayrılan bölge sakinlerinin siyasi tercihlerini değiştirmemesi ise seçim sonuçlarının dikkat çeken ayrıntılarından biri oldu.

Benzer bir durum, Gazze sınırında bulunan Aşkelon ve Ofakim’de ortaya çıktı. Hamas saldırılarından etkilenen bu kentlerde Likud’un geleneksel seçmen desteğini koruduğu görüldü.

NEDEN YİNE NETANYAHU’YA DESTEK VERDİLER?

Peki bu durum, seçmenlerin güvenlik endişeleri dolayısıyla mevcut iktidarın etrafında toplanması olarak mı yorumlanmalı yoksa Netanyahu’nun geleneksel destekçi kitlesinin kriz zamanlarında da desteğini sürdürdüğünün bir göstergesi mi?

Buna dair değerlendirme yapan İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, savaşın doğrudan etkilediği bölgelerde Netanyahu’ya verilen desteğin korunmasını esasen güvenlik kaygılarıyla açıkladı.

Vural, son üç yılda İsrail’in güvenlik alanında yaşadığı değişikliklere dikkat çekerek, ülkenin daha önce sahip olduğu dokunulmazlık algısının kaybolduğunu belirtti; özellikle İran ile süregelen çatışmanın İsrail topraklarını doğrudan hedef alabileceğini vurguladı.

Ayrıca Vural, Netanyahu hükümetinin seçim sürecindeki güvenlik tehdidi algısını siyasi amaçlarla kullandığını da öne sürdü:
“Son üç yılda İsrail’in güvenliği açısından gelinen nokta, dokunulmazlık hissinin ortadan kalkmış olmasıdır. Özellikle İran’la olan savaşta bu coğrafyanın hedef alınabilmesi bölgedeki insanlar için ciddi bir güvenlik kaygısı yaratıyor. Bu bağlamda Netanyahu’nun bölgelerdeki desteğini korumasını büyük ölçüde bu endişeler üzerinden değerlendirmek gerekir. Ancak diğer taraftan seçim döneminde hükümetin suni bir güvenlik tehdidi ortamı oluşturmaya çalıştığı da biliniyor.”

Ancak Vural’a göre Likud’a verilen desteğin tek sebebi sadece güvenlik kaygıları değil. Netanyahu’nun politikalarını destekleyen ve tarihsel olarak ona oy veren sadık bir seçmen kitlesinin varlığını belirten Vural, bu kitlenin savaş koşullarında da desteğini sürdürdüğünü ifade etti:

“Netanyahu’nun politikalarını benimseyen ve ona geleneksel olarak oy veren bir kitle mevcut. Bu ne kadar insani açıdan acı verici olsa da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. Oluşan kriz durumu, devam eden savaş ve İsrail’in bölgede kendi istediği düzeni kurma arzusu bu siyasi desteğin devamında önemli rol oynuyor.”

Uzman isim ayrıca İsrail’in bölgedeki askeri politikalarının kendi güvenlik sorunlarını derinleştirdiğine değinerek ülkenin Gazze ve Batı Şeria’daki operasyonlarına devam ettiğine ve bölgesel ölçekte askeri hedeflerini genişletme arzusunu sürdürdüğüne dikkat çekti.

2- VARLIKLI ŞEHİRLERDE NETANYAHU BLOKUNA DESTEK AZALDI

Seçim sonuçlarının gösterdiği başka önemli bir gelişme ise İsrail’in en yüksek gelir seviyesine sahip şehirlerinde meydana geldi. Büyük ölçüde laik Yahudi nüfus barındıran ve çoğunluğu Tel Aviv çevresinde bulunan bu yerleşimler uzun yıllardır merkez sol partilerin güçlü olduğu alanlar olarak tanınıyor.

Bundan önceki seçimlerde Netanyahu ile müttefiklerinin yaklaşık yüzde 30 oranında oy aldığı bu bölgelerdeki iktidar koalisyonuna yönelik destek miktarında belirgin bir düşüş gözlemlendi.

İsrail Merkezi İstatistik Bürosu tarafından gelir düzeyi, eğitim seviyesi gibi sosyoekonomik göstergeler dikkate alınarak oluşturulan sıralamada üst sıralarda yer alan yedi şehirde Netanyahu liderliğindeki koalisyon partilerinin oylarında önemli azalma meydana geldi.

Söz konusu yerleşimlerin altısında iktidar bloğunun oy oranı 10 puandan fazla düştü. Givatayim’de ise düşüş daha çarpıcı oldu; burada Netanyahu ile müttefiklerinin önceki seçimlerde yüzde 30 olan oyu son seçimde yüzde 16 seviyesine kadar geriledi.

Bütün bunlar gösteriyor ki İsrail’in ekonomik olarak daha gelişmiş ve seküler nüfus yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda hükümet politikalarına dair destek azalmıştır. Özellikle uzun süre devam eden savaşın ekonomik ve sosyal etkileri ile iç siyasetteki tartışmaların seçmen tercihleri üzerindeki yansımaları öne çıkan unsurlar arasında yer aldı.

3- ARAP VATANDAŞLARIN SEÇİME KATILIM ORANI ARTTI

Ayrıca dikkat çeken diğer bir gelişme de Arap vatandaşların yoğunlukla yaşadığı kentlerdeki seçime katılım oranının belirgin şekilde yükselmesiydi.

Arap nüfusunun en yoğun bulunduğu beş büyük kentte sandığa katılım önceki seçimlere göre belirgin şekilde artmıştır. Bu artışın en çarpıcı örneklerinden biri Umm al-Fahm’da yaşandı; burada katılım oranı yüzde 38 iken son seçimlerde yaklaşık yüzde 76’ya yükseldi. Böylelikle katılım oranı neredeyse iki katına çıkmış oldu.

Arap nüfus yoğunluğuna sahip kentlerde üç Arap partisinin oluşturduğu Ortak Liste öne çıkarak oyların büyük kısmını aldı; bunu Mansur Abbas’ın liderliğinde olan Birleşik Arap Listesi (Raam) takip etti. Raam’ın dikkat çekici adımlarından biri ise aday listesinde yapılan değişikliklerdir; Mansur Abbas eski bir Yahudi polis yetkilisini aday listesinin ikinci sırasında yerleştirerek ilginç bir tercih yaptı.

Arap seçmenlerin daha yüksek oranda sandığa gitmesi ise toplumsal temsil ve siyasi katılım açısından sonuçların değerlendirilmesine yol açtı. Özellikle Umm al-Fahm’daki yüksek katılım oranın Arap vatandaşların seçim sürecindeki siyasal ağırlığını ortaya koyduğu düşünülüyor.

Arap PARTİLERLE İTTİFAK MÜMKÜN MÜ?

Dr. Hazar Vural, Netanyahu bloğunun varlıklı ve seküler şehirlerden oy kaybetmesini Arap vatandaşların sandığa katılımdaki artışıyla birlikte değerlendirmenin gerektiğini belirtti. Vural ayrıca Arap seçmenlerin temsilinin arttığı tablonun muhalefet için yeni ittifak olasılıklarını gündeme getirdiğini fakat muhalefetin kendi içinde ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu ifade etti.

< strong>“Araplar nüfusun yüzde 21’ini oluşturuyor; Gazze Soykırımı sürecinde gerçekleştirilen ilk seçimde hükümet kurulmasında gösterdikleri rekor katılımla birlikte 19 vekil çıkararak elde ettikleri başarılı sonuç onları kilit konuma taşıdı.” Ancak bugüne dek kurulan hükümetlerde Araplara önemli pozisyon verilmediği görülmektedir.
< strong > “1948’den bugüne kadar yaşanan süreçte söz konusu kitle esasen Filistin meselesine siyasi çözüm bulunmasını talep ediyor.”
Netanyahu karşıtı muhalefetin Arap partileriyle birlik olup hükümet kurması ihtimalinin büyük şehirlerde tartışıldığına değinen Hazar Vural böyle bir işbirliğinin muhalefet içinde yeni kopuşlara yol açabileceğinin altını çizdi.
Vural şöyle devam etti:
< strong >“Arap partileriyle ittifak kurmak için çağrılar yapılıyor ama muhalefet eğer bu çoğunluğu Arap bloğuyla sağlarsa kendi içinde kopmalara neden olabilir.”
Çünkü Filistin meselesine dair ortak görüşe sahip olmadıkları vurgulandığı takdirde böyle bir ittifak hem Netanyahu’ya karşı avantaj sağlasa da aynı zamanda muhalefetin bütünlüğünü tehlikeye atabilir.

< span >< strong>‘HÜKÜMET-MUHALEFET GERGİNLiĞİNİN YANINDAN DAHA KAPSAMLI BİR MEŞRUYET SORUNU VAR’

Dr.Hazar Vural’a göre < strong >“ İsrail’deki siyasal tablo sadece Netanyahu hükümetinin kaybıyla sınırlı değil.” Ülkedeki uzun süredir var olan hükümet-muhalefet gerginliği yanında daha kapsamlı meşruiyet sorunları da bulunuyor.Gazze’deki savaşın uluslararası alandaki itibar üzerindeki etkilerine değinen Vural toplumsal itirazların daha büyük siyasal kopmalara dönüşmemesini de vurguladı.
Uzman isim,< br />< strong > “Netanyahu’nun politikalarına,Savaşın yürütülmesine yönelik ciddi itirazlar var.” Son üç yıldaki Gazze olaylarının ardından uluslararası arenada itibarı oldukça zayıflayan Israel’in bunun yanında tamamen destek kaybetmediği görülmektedir” şeklinde değerlendirdi.

< p >< p >Şu anda yalnızca İsrail’de değil , uzunca zamandır sürmekte olan meşruiyet krizi mevcut . Hükümeti kurmak anayasal mekanizmalar doğrultusunda ilerleyecek ancak savaşa girmiş ülkede böyle ortamda hükûmet oluşturmak oldukça zordur . Ayrıca Arap partilerinin parlamentodaki ağırlığı da mevcut siyasetin önemli unsurları arasında bulunmaktadır .

Dr.Hazar Vural

< p >< span >< strong >4-DİNÎ VE MUHAFAZAKÂR SEÇMENLERDEN İKTİDAR BLOKUNA GÜÇLÜ KATILIM< / strong >

< p >Seçim sonuçlarında dikkat çeken diğer başlık ise dini ve muhafazakâr kesimler arasında sandığa katılım oranlarının yüksek olmasıdır.< / p >

< p >Tarihi olarak yüksek katılımlarla bilinen ultra-Ortodoks Yahudi toplulukları genellikle iki dini partiye yönelmektedir: Birleşik Tevrat Yahudiliği ve Şas.partileri ,bu grup için önemli siyasi temsilcidir.< / p >

< p >Ultra-Ortodoks nüfusunun yoğun yaşadığı beş ana şehirde son seçimlerdeki katılım oranları ya aynı seviyede kalmış ya da biraz artmıştır.Bu dönemde ultra-Ortodoks toplum için en önemli meselelerden biri askerlik hizmetinden muafiyet uygulaması olmuştur.Askerlik yükümlülüğü konusundaki tartışmalar özellikle savaşa bağlı olarak toplumdaki farklı grupların eşitliği meselesini yeniden gündeme getirmiştir.< / p >

< p >Batı Şeria’nın işgal altındaki yerleşimlerinde yaşayan Yahudi nüfus sayısının 500 bini aştığı belirtilirken buralardaki seçime katılımın yüksek geçtiği görülmektedir.Büyük yerleşim alanlarında ki katılma oranları önceki seçimlerle kıyaslandığında birçok durumda ülke genelindeki ortalamanın üzerinde gerçekleşmiştir.< / p >

Author: Damla Turan